‘Hayır, sen bizimsin, kitlesel marka olamazsın!’

Yazıyı Linkedin'de görüntülemek ve haftalık yayınlanan bültenimize abone olmak için tıklayın.

Siyaset dünyasında yıllardır yaşadığımız ve hayatımızın hemen tüm alanlarına -maalesef- yayılan kutuplaşma havasından markalar da payını alıyor. Hatta kutuplaşmanın en sert tezahürlerinden bazıları bu alanda görülüyor. Ancak şu açık bir gerçek ki, kutuplaşma faslında her ne oluyorsa, büyük ölçüde markaların niyeti, isteği ve iradesi dışında gerçekleşiyor.

Daha net ifade etmek gerekirse kutuplaşma, markaların tercih ettiği bir şey değil, aksine büyük bir gayretle kaçındıkları bir şey. Yaşananlar daha ziyade, keskin siyasi konumlarda yer tutmuş çevrelerin kendi mahallesinden saydığı markaların diğer mahallelere de açılmaya çalışması veya öteki mahallelere ait saydıkları markaların kendi mahallerini de ‘istila etmesi’ karşısında duyduğu kaygı, korku ve tepki neticesinde ortaya çıkıyor. Bu ‘katı’ çevreler, her markanın ilelebet kendi mahallesinde kalmasını, diğer mahalleye hiçbir şekilde bulaşmamasını arzuluyor. Aksi yönde bir davranış, bu çevrelerin duygu dünyasını şekillendiren ezeli dost-düşman ikiliğini boşa çıkarıyor, onlar için bir çeşit varoluşsal tehdit oluşturuyor çünkü.

Yöneticilerin yaşam tarzları ve tercihleri markanın önüne geçemez

Oysa hayat ve hakikat, bu kutuplaştırıcı çevrelerin istediğinden çok daha fazla renklilik, çeşitlilik ve gri alan içeriyor neyse ki. Yalnızca belirli dar kesimlere hitap eden ve halinden memnun olan markalar da yok değil elbette. Ancak özellikle herkese bir şeyler satmak isteyen, tüm kesimlere hitap etmedikçe rekabette geri kalacak ‘kitlesel’ markaların böyle bir lüksü yok. Onlar toplumun her kesimine erişemedikçe başarılı olamazlar, çünkü bunu başarabilen rakiplerinin gerisinde kalacaklardır.

Bu noktada marka sahiplerinin veya yöneticilerinin yaşam tarzları, kişisel tercihleri, aile geçmişleri, kökenleri, aidiyetleri veya mensup oldukları siyasi gelenekler gi̇bi̇ ‘etiketler’ bir yerden sonra anlamsızlaşıyor veya alışveriş yapanların zihninde ikinci plana itiliyor. Markanın sunduğu kalite, fiyat/performans, iyi hizmet, müşteri memnuniyeti gi̇bi̇ kriterler önem kazanıyor.

Gelecek tüm boş gürültülere rağmen ‘toplumsal orta’da kalanların olacak

Halihazırda içinde bulunduğumuz ve seçim sath-ı mailine girdikçe sertleşmesi kuvvetle muhtemel kutuplaşma atmosferinde, ‘kendi’ mahallelerinin çelik çekirdeği oldukları iddiasıyla hareket eden çevrelerin sesinin daha çok çıkması hiç şaşırtıcı değil. Böyle bir ortamda bu kesimlerin hem kendi mahallerinden hem de karşı mahalleye ait saydıkları markalara, özellikle de ‘kitlesel’ markalara karşı, hiçbir taarruz fırsatını kaçırmadıkları ve bundan sonra da kaçırmayacakları aşikar. Ara ara şahit olduğumuz hedef göstermeler ve boykot listeleri bunun en açık örnekleri.

Kitlesel markaların, ihtiyatlı ve dikkatli davranarak, kendilerini bu ‘kötücül’ enerjiye karşı korumaya almalarından daha doğal bir şey olamaz. Ancak bu ihtiyat ve dikkat, onları tüm kesimlerden makul insanlara, klasik siyasi deyişle ‘sessiz çoğunluğa’ hitap etmekten alıkoymamalı. Bu da ancak, verilecek mesajlardan seçilecek mecralara kadar tüm noktalarda geniş spektrumlu bir bakış açısı benimsemekle ve elbette cesaretle mümkün olabilir.

Bütün çalkantıların ötesinde, kalıcı ve sürdürülebilir başarı, tüm kesimleri kucaklamayı ihmal etmeyen, bütün çekiştirmelere rağmen toplumsal ortada kalmayı başaran, başka bir deyişle bütün boş gürültülere rağmen ‘kitlesel’ olmanın hakkını verebilen markaların olacak.

Sabırlı olun, müsterih olun, gelecek sizin!

Lorbi PR İNÖNÜ CAD. GÜMÜŞ KONAK APT. NO:28/5 34437 BEYOĞLU GÜMÜŞSUYU / İSTANBUL Lorbi PR
  • Facebook
  • Twitter
  • Flickr
  • Youtube
  • Instagram
  • Linkedin
Lorbi PR
TEL. 0212 249 45 46 FAX. 0212 249 62 12 info@lorbi.com
IDA ICCO
Derinev Kurumsal İletişim Danışmanlığı